TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 363.553
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 28.192
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 228
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 30.302
Uncategorized

KALKINMA VE DİPLOMASİ KİMİN İŞİDİR?

Nevzat ÜLGER
NEVZAT ÜLGER

Dünyada 1945-1991 yılları “Soğuk Savaş Dönemi” diye adlandırılıyor.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD dünyanın patronluğuna soyununca, hem elindeki bazı malzemeleri elden çıkarmak, hem patronluğunu kabul ettirmek için, kendi oluşturduğu “Batı Blok”una dahil olan devletlere “Marshal” ve “Truman” isimlendirmeleri ile malzeme yardımında bulundu.
Buradaki amaçlardan birinin Avrupa’yı tekrar ayağa kaldırmak olduğu gibi, gelişme ve kalkınma ihtimali olan ülkelerin de sanayileşmesinin önüne geçmekti.
Buna örnek olsun diye yaşanmış bir olayı alıntı yaparak anlatalım:
Türkiye’de son elli yılda sanayileşme denince akla ilk gelen isim olan Necmettin Erbakan anlatıyor:
“Sene 1951. Dış yardım geliyor. Memleketin büyük ihtiyaçlarını bu yardımla karşılama adımları atılıyor.
İstanbul Belediyesi, o zaman 500 tane otobüse ihtiyaç duydu. Biz de o tarihte İstanbul Teknik Üniversitesi Motorlar Kürsüsü’nde görevliydik. Hatırımda yanlış kalmadıysa aralarında Japon, İngiliz, Amerikan firmalarının da yer aldığı 64 firma, ‘Sizin otobüslerinizi biz verelim’ diye müracaat ettiler.
İstanbul Otobüs İdaresi, hangisini seçeceği konusunda güçlüklerle karşılaştı. Teknik Üniversite olarak bize geldi. ‘Şu cins otobüslere şu fiyatları istiyorlar, acaba en uygunu hangisidir, bize bir rapor verin’ dediler.
Bu hususta yazdığımız rapor, ümit ederim ki Teknik Üniversite Motorlar Kürsüsü arşivinde hâlâ muhafaza edilmektedir. Bu rapor kanaatimce tarihî önemi haiz bir rapordur. Çünkü o zaman bu konuyu inceleyen üniversite mensubu arkadaşlar olarak raporumuzun baş kısmında şöyle demiştik:
Bu 500 adet otobüs için teklif edilen fiyatları incelediğimiz zaman görüyoruz ki bu kadar dövizi, bu otobüslere vereceğimize, o parayla hem bu otobüsleri yapacak fabrika kurulur hem de bu otobüsler yapılabilir. Gelin bu parayı ithal edilecek otobüslere vermek yerine, aynı parayla bu otobüsleri üretecek fabrikayı kuralım’ demiştik.
Fakat otobüsler dışarıdan alınarak, fabrika kurma yoluna gidilmedi.”
Aynı mantık işlemeye devam ediyor. Buradaki esas yönlendiricilerin tetikçi ekonomistler olduğunu bir kez daha hatırlayalım.
Soğuk Savaş dönemi denilen 1945-1991 yılları ‘ideolojik kutuplaşma’ üzerine kurulu bir bölünmeyi ve bloklaşmayı temsil ediyordu. Dünya ülkeleri bu bloklaşmaya göre saflarını belli ettiler.
Bir tarafta ABD öncülüğünde “Batı Bloku” veya “Kapitalist Blok”, bir tarafta da “Varşova Paktı” veya “Sosyalist Blok”.
Nitekim biz de kendimizi Batı ittifakı içerisinde konumlandırdık. Kapitalist blokta yer aldık.
Çok sonraları bir belge yayınlandı basında:
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 1946 yılına ait bu belgesinde, “Türkiye’yi kontrol edenin, Akdeniz’den Hindistan’a tüm bölgeyi kontrol edeceği” ifadeleri yer almış.
Türkiye’nin jeopolitik öneminden bahsedilen belgede dönemin ABD Dışişleri, Savaş ve Donanma bakanlarının imzasını taşıdığı belirtilirken, başkan Truman’ın da belgeyi onayladığı vurgulanıyor.
“Elbette koşullar bugünle aynı değil ama Türkiye’nin bugün Rusya veya Çin ile daha yakın bir ilişki kurması ABD’yi hala tedirgin ediyor.”
“Belge, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan iki kutuplu dünyada SSCB ve ABD’nin kutup başları olarak belirdikleri bir dönemde, Türkiye’nin, bugün de süren konumunun nasıl belirlendiğini gösteriyor.”
“15 Ağustos 1946 tarihli bu belge Türkiye’nin NATO’ya üye olmasından 6 yıl öncesine aittir. Türk Hükümet yetkilileri o dönemde bu belgenin varlığını bilselerdi muhtemelen Batı’nın Türkiye’yi NATO’ya almaya çoktan hazır olduğunu bilirlerdi ve ona göre de bir takım talepleri olurdu. Oysa yerleşik görüş, Türkiye’nin Kore’ye asker gönderdiği için NATO’ya alındığı şeklindedir.”
Günümüzde “ABD veya AB, köprüleri atmıyor veya atabileceğini ima bile etmiyor.” Söyledikleri, “Türkiye’nin fazla uzaklaştığı” ve “bunun düzeltilmesi gerektiği” şeklinde. Bunun için ambargo sopasını gösteriyorlar. İstedikleri, Türkiye’nin demokratikleşmesi falan değil, tek istedikleri, kim olursa olsun, ABD’nin bölgesel amaçlarını zedelemeyecek bir hükümettir.
O dönemde ve halen, liberal demokratik küreselleşme ABD’nin öncülüğünde gelişiyor tezi üzerinden yürütülüyor. Karşı tarafta, devlet kapitalizmi anlayışını benimsemiş Çin ile büyük devlet nitelemesi törpülenmiş Rusya gibi, demokrasiyle tanışıklığı sembolik olmaktan öteye geçmemiş otoriter devletlerin Batı üstünlüğüne karşı koyma tepkisi gelişiyor.
Aslında ikisi de Batı ürünü ve ikisi de Batılı. Dışişlerinde uluslar arası oyunları anlama yeteneğine sahip “zeki” insanlar şarttır.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL